Bir veli toplantısında, ödevlerin yapay zekâ araçlarıyla yapılıp yapılmadığı uzun uzun tartışıldı. Kimi veliler araçların tamamen yasaklanmasını istedi, kimileri çocukların geleceğin teknolojisinden geri bırakılmaması gerektiğini savundu. Toplantıdan çıkarken, iki tarafın da aynı soruyu atladığını düşündüm: Çocuklarımız bu araçlara ne soruyor ve aldıkları yanıtla ne yapıyor?
Bir aracın ürettiği metni olduğu gibi teslim etmek, kütüphaneden bir kitabın sayfasını kopyalamaktan çok farklı değil. Ama aynı aracı, bir konuyu farklı açılardan sorgulamak, kendi yazdığı metnin zayıf yönlerini bulmak ya da anlamadığı bir kavramı başka sözcüklerle dinlemek için kullanan öğrenci, bambaşka bir şey yapıyor. Fark, aracın kendisinde değil, ona yöneltilen sorunun niteliğinde.
Soru sormak da bir beceri
İyi soru sormak, aslında her zaman eğitimin merkezindeydi. Bir öğretmenin “neden böyle düşünüyorsun?” sorusu, ezberden daha kalıcı bir iz bırakır. Yapay zekâ araçları bu beceriyi gereksiz kılmıyor, tersine daha görünür hale getiriyor. Belirsiz bir soru belirsiz bir yanıt doğuruyor; kaynak sormayan öğrenci, yanlış bir bilgiyi kolayca doğru sanabiliyor.
Belki de okullarda yapılması gereken, bu araçları ne tümden yasaklamak ne de başıboş bırakmak; onları sorgulayıcı düşüncenin bir antrenman alanına dönüştürmek. Öğrencilerden yanıtın kendisini değil, o yanıtı nasıl doğruladıklarını anlatmalarını istemek iyi bir başlangıç olabilir. Merak ve şüphe, hangi teknoloji gelirse gelsin, eskimeyecek iki yol arkadaşı.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.