Bilime olan ilgimin başladığı anı çok net hatırlıyorum. Ortaokulda fen öğretmenimiz bir gün sınıfa bir kova su, birkaç plastik şişe ve bir paket kabartma tozu getirmişti. O gün yaptığımız basit deney, ders kitabındaki sayfalarca anlatımdan çok daha fazlasını öğretti. Daha önemlisi, bende “Peki bunu başka türlü yapsak ne olur?” sorusunu uyandırdı.
Bugün pek çok okulda laboratuvarlar ya hiç bulunmuyor ya da depo olarak kullanılıyor. Öğretmenler yoğun müfredat ve sınav baskısı nedeniyle deneylere zaman ayırmakta zorlanıyor. Sonuçta fen dersleri, öğrencilerin gözünde ezberlenmesi gereken tanımlar ve formüllerden ibaret hale geliyor. Bu da pek çok öğrencinin bilimden erken yaşta uzaklaşmasına yol açıyor.
Pahalı ekipman şart değil
İyi bir fen eğitimi için pahalı ekipmana gerek yok. Mutfak malzemeleri, geri dönüştürülmüş şişeler, birkaç mıknatıs ve basit ölçüm araçlarıyla etkileyici deneyler yapılabilir. Önemli olan, öğrencinin tahmin etmesine, denemesine, yanılmasına ve sonucu tartışmasına fırsat tanıyan bir ders anlayışı. Yanılmak, bilimsel düşüncenin doğal bir parçası olarak görülmeli.
Bu konuda öğretmenlerin desteklenmesi kritik. Uygulamalı fen eğitimi üzerine kısa hizmet içi eğitimler, öğretmenler arasında deney fikirlerinin paylaşıldığı ağlar ve üniversitelerle okullar arasında kurulacak iş birlikleri, kısa sürede fark yaratabilir. Okul yönetimlerinin laboratuvarları yeniden kullanıma açması ve deney saatlerini ders programında koruma altına alması da en az bu destekler kadar önemli bir adım olacaktır.
Bir ülkenin geleceğin bilim insanlarını yetiştirmesi, bugünün çocuklarının bir kova su ve bir avuç kabartma tozuyla şaşırabilmesine bağlı. O şaşkınlığı yaşatmak hepimizin sorumluluğu. Laboratuvar kapılarını yeniden açmak, yalnızca bir eğitim politikası değil, çocukların hayal gücüne yapılan en değerli yatırımdır. Bu yatırımın getirisi, yıllar sonra bir buluşta ya da bir merakın peşinden giden bir gençte karşımıza çıkacaktır.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.