Geçen hafta bir hesap yaptım. Her iş günü sabah ve akşam ortalama on dakika durakta bekliyorsam, bu bir yılda neredeyse beş tam güne denk geliyor. Beş gün boyunca yağmurda, rüzgârda ya da yaz güneşinde, çoğu zaman oturacak bir yer bulamadan beklemek. Bu rakamı düşündükçe toplu taşımayı yalnızca hız ve sefer sayısıyla ölçmenin eksik kaldığını daha iyi anlıyorum.
Bekleme de yolculuğun parçası
Ulaşım planlarında durak çoğu zaman bir noktadır, haritada küçük bir işaret. Oysa yolcu için durak, yolculuğun başladığı yerdir. Üstü kapalı mı, oturacak yer var mı, gece aydınlık mı, otobüsün ne zaman geleceği görülebiliyor mu? Bu soruların yanıtı, birinin bir dahaki sefere toplu taşımayı mı yoksa kendi aracını mı tercih edeceğini belirler. Rahat bir durak, en az yeni bir hat kadar yolcu kazandırabilir.
Bazı kentlerde durak ekranları ve sefer takip uygulamaları bekleme süresini kısaltmasa da belirsizliği azaltıyor. Otobüsün yedi dakika sonra geleceğini bilmek, bir kahve almak ya da yakındaki bir dükkâna uğramak için zaman kazandırıyor. Bilgisiz bekleyiş ise sabrı tüketiyor. Bu yüzden yolcuya doğru bilgi vermek, toplu taşımaya yapılabilecek en ucuz ve en etkili yatırımlardan biri.
Belediyelerden durakları da bir kamusal alan gibi düşünmelerini bekliyorum. Ağaç gölgesi, bir bank, bir çöp kutusu ve okunaklı bir sefer tablosu, beklemeyi katlanılır kılıyor. Kentlilerin hayatından yılda birkaç gün çalan o bekleyişi tamamen ortadan kaldıramayız belki. Ama o birkaç günü daha insanca geçirmemizi sağlamak, yerel yönetimin elindeki en somut işlerden biridir.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.