Bir üniversitenin kimya laboratuvarında asistanlık yapan genç bir araştırmacı geçenlerde bana defterini gösterdi. Sayfaların çoğunda aynı not vardı: “Beklenen sonuç alınamadı.” Yüzünde hafif bir mahcubiyetle, aylardır yerinde saydığını söyledi. Ben ise o defterin, yayımlanan pek çok makaleden daha dürüst bir bilim anlatısı taşıdığını düşündüm.
Bilimi kamuoyuna anlatırken çoğunlukla sonuçlardan söz ederiz. Yeni bir malzeme, yeni bir yöntem, yeni bir keşif. Oysa bu sonuçların arkasında yüzlerce başarısız deneme, yanlış kurulan düzenek, işe yaramayan hipotez vardır. Bunları anlatmadığımızda, bilimin düz bir çizgide ilerleyen bir dâhiler hikâyesi olduğu yanılsamasını besleriz. Gençler de ilk hatalarında kendilerini bu yola uygun görmemeye başlar.
Olumsuz sonucun da bir adresi olmalı
Akademik dünyada da benzer bir sorun var. İşe yaramayan bir yöntemi anlatan çalışmalar nadiren yayımlanıyor. Bu yüzden başka bir laboratuvardaki ekip, aynı yanlış yolu bir kez daha yürüyebiliyor. Olumsuz sonuçları paylaşmanın kolaylaştırılması, hem zamandan hem kaynaktan tasarruf sağlar. Üstelik bilime duyulan güveni de güçlendirir; çünkü belirsizliği saklamayan bir anlatı daha inandırıcıdır.
O genç araştırmacıya, defterini atmamasını, hatta her başarısız denemenin yanına neden işe yaramadığına dair küçük bir not düşmesini önerdim. Birkaç ay sonra yolda karşılaştığımızda gülümseyerek deneyin sonunda tuttuğunu söyledi. Ama asıl sevindiği şeyin bu olmadığını ekledi: Defterindeki eski sayfalar, laboratuvara yeni katılan bir öğrencinin aynı hatayı yapmasını önlemiş.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.