Defne Aksoylu, ilk filmiyle dikkat çektikten dört yıl sonra ikinci uzun metrajı “Rüzgârın Öbür Yüzü” ile seyirci karşısına çıktı. Ege kıyısındaki küçük bir balıkçı kasabasında geçen film, değişen kıyı yaşamını bir ailenin gündelik hayatı üzerinden anlatıyor. Aksoylu ile filmin doğuş hikâyesini, kasabada geçen çekim günlerini ve bağımsız sinemanın bugünkü koşullarını konuştuk.

Bir kasabanın hafızası

Soru: Filmin fikri nasıl ortaya çıktı? Yanıt: Çocukluğumun yazları bir balıkçı kasabasında geçti. Yıllar sonra oraya döndüğümde kahvehanedeki sohbetlerin, kıyıdaki teknelerin değiştiğini gördüm. Kimse yüksek sesle şikâyet etmiyordu ama herkesin bir kaygısı vardı. Ben de bu sessiz değişimi, kasabanın kendi diliyle anlatmak istedim. Senaryoyu yazmadan önce yaklaşık bir yıl boyunca orada yaşayan ailelerle sohbet ettim.

Soru: Oyuncuların bir kısmı profesyonel değil. Bu tercih neden? Yanıt: Ağ örmeyi, tekne boyamayı bilen birinin ellerini taklit etmek çok zor. Başrollerde deneyimli oyuncularla çalıştık, ama kasabanın yaşlı balıkçıları ve çocukları da filmde yer aldı. İlk günlerde kameradan çekiniyorlardı, birkaç hafta sonra bizi fark etmez oldular. Filmin en doğal sahneleri o günlerde ortaya çıktı.

Salon bulmak giderek zorlaşıyor

Soru: Bağımsız bir filmin seyirciye ulaşması bugün ne kadar mümkün? Yanıt: Festivaller hâlâ çok önemli bir kapı. Ama festivalden sonra salonlarda birkaç hafta kalabilmek ciddi bir mücadele gerektiriyor. Dijital platformlar yeni bir alan açtı, yine de filmin büyük perdede, karanlık bir salonda izlenmesini istiyorum. Bu yüzden küçük kentlerdeki kültür merkezleriyle birlikte gezici gösterimler planlıyoruz.